Deniz kabuklarım

Pul biriktirir gibi biriktirdiğim deniz kabukları, deniz kestaneleri, yengeç kıskaçları hepsinin memleketi başka başka ama aynı kavanozda aynı vazoda yan yana, neredeyse hepsinin hatırası var

Pul biriktirir gibi biriktirdiğim deniz kabukları, deniz kestaneleri, yengeç kıskaçları hepsinin memleketi başka başka ama aynı kavanozda aynı vazoda yan yana, neredeyse hepsinin hatırası var

Eskiden annem tüpün üzerine geçirirdi bel kısmı lastikle iyice büzdürülmüş etek gibi dikilmiş kılıfı. Bende mutfağımdaki damacanaya ince belli etek dikip süslüyeyim dedim, yakında ona bir gardrob hazırlarmışım 
Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu, röntgen istemediğini" söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
"Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum" demiş. "Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" deyince.
Yaşlı adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş.
Hemşireler hayretle "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün
onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.
Adam buruk bir sesle "Ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş.
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.
Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
insanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş
altındaydılar.
Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?
'Delirdin mi?' der gibi baktı teğmen...
- Gitmene değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla
ölmüştür bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakin!
Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.
- Peki, dene bakalım!
Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının
yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte
siperin içine yuvarlandılar.
Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış
askere döndü:
- Sana hayatini tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim! Bu zaten ölmüş...
- Değdi Komutanım, değdi! dedi asker.
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu...
Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için...
Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
'GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!'
Uzuuuun bir ara verdik, blogumuza birşeyler koymaya. Ama inanın hen kendi blogumuza gelen yorumları ve diğer blogcu arkadaşlarımızı takip etmekten geri kalmadık. Verdiğimiz bu araya G.nin hamileliği, benim işyeri değişikliğim neden oldu diyebiliriz. Tabi ellerimiz çok boş durmadı. Oğluşuma resimlerini gördüğünüz atkı-bere takımını ve önümüzdeki günlerde yayınlamaya çalışacağım örgüleri yaptım. Sen otuzuna kadar dur dur, sonra bir merak sar örgüye, olur mu oldu işte. Resimde gördüğünüz bereyi "sevgi yumakları" blogunda görüp örmüştüm, anlatım için tıklayınız.
Atkıyı da lastik örerek yaptım. Çok severek kullanıyorum bu takımı, umarım beğenmişsinizdir...
S.
Bu da H.Görkem bebeğimizin doğum şekeri. Anneciği (G.) kendi elleri ile yapmış ve mavi bir sepete dizmişti. Görkem'e şeker gibi bir hayat diliyoruz.
S.
9 Şubat 2008'de blogumuzu birlikte yürüttüğümüz arkadaşımız G.nin yakışıklı bir oğluşu oldu. Allah analı-babalı büyütsün. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyoruz...
S. ve E.
www.janjanli.net 'te gezerken gördüm bu modelleri sizlerde görün istedim, ne kadar şekerler değil mi?
S.
« Öncekiler :: Sonrakiler »